Hüsnü Akhan

... - ...

GÜNDEM GÜNDEM GÜNDEM

Güven duymak istiyoruz

Milliyet 7 Mayıs 2001

Türkiye’de herkesin dolarize olduğunu belirten Körfezbank Genel Müdürü Hüsnü Akhan, "Devlet 1999’da IMF ile yaptığı anlaşma ile verdiği taahhüdünü tutmadı" dedi

FİNANAS SOHBETLERİ / KADİFE ŞAHİN

Türkiye’nin 1999’da Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yaptığı anlaşmadan sonra Merkez Bankası’nın 18 aylık gün gün dolar kuru belirlediğini ve 1 Temmuz 2001’den itibaren de 18 aylık bant sistemine geçeceğini taahhüt ettiğini belirten Körfezbank Genel Müdürü Hüsnü Akhan, "Devlet bu sözünde durmadı" dedi.

Devletin iç borçlanmalarını yüzde 40, 50, 60 faizle yaptığını bildiren Akhan, "Programın bu şekilde gideceğine inanan kurum ve kişiler devlete inanıp o faizden borç verdiler. Devlet sözünde durmadı. Sonuçta devlete duyulan güven yok oldu" şeklinde konuştu.

Banka sahibine güven verilsin

Banka bilançolarının krizden çok olumsuz etkilendiğine değinen Akhan, iyileştirme için sermayedarların bankalarına sermaye koymaları için devletin de destekleyici olması gerektiğini söyledi. Akhan, "Şimdi eğer sermaye sahipleri bankasının sermayesini artıracaksa devletin de bu adıma karşılık mutlaka teşvik edici olması gerekiyor. Çünkü böyle bir özveriyi devletin bu noktadan sonra karşılıksız bırakmaması lâzım. Bugün Türk Lirası kâğıtların döviz endeksli kâğıtlar ile değiştirilmesi söz konusu" dedi. Akhan, Milliyet’in sorularını yanıtladı.

Tekrar risk yaratılmasın

Bu Yüce Divan’lık bir suç olarak görülüyor?

Eğer vatana ihanet ve Yüce Divan’lık suçtan söz ediyorsak esnafın Halkbank’a olan kredilerinde yüzde 120 olan faizin yüzde 55’e indirilmesi ve çiftçilere ayrılan 400 trilyonluk ödeneğe 1.5 katrilyonluk bir ek imkanın sağlanması gibi kararlar da bu mantıkla ele alınmalı. İşi böyle kategorize etmek çok yanlış. Bu tür polemikler asıl amaçtan uzaklaştırıyor.

Özel bankalar krizin etkisinden nasıl kurtulacak?

Özel sektör bankalarının da özkaynak yapılarının güçlendirilmesi ve gerçek sermaye yeterlilik rasyolarını yakalayacak hale getirilmeleri lazım. Bunun için hissedarların ek sermaye koyması lazım. Ancak bunu yaparken de bu ülkenin yarınına güvenip bankasına bir sermaye enjekte ediyorsa bir risk alıyor demektir. Bu riskin artık devletin taahhüt ettiği ve sözünde durmadığı bir risk haline getirilmemesi lâzım.

Herkes için çözüm

TL kâğıdın döviz kâğıdına takası nasıl yarar sağlayacak?

Kâğıt veya borç takasının Merkez Bankası, BDDK, Hazine ve bankalar olmak üzere dört tarafı var. Bu dört tarafın iyiliğine olan çözümler var. BDDK’nın birincil çıkarı çok güçlü bir bankacılık sektörüne sahip olmasıdır. Merkez Bankası’na baktığımızda bankaların pozisyon kapama amaçlı döviz talebini engelleyeceğinden üstüne titredikleri döviz rezervlerini koruyacak. Hazine’ye baktığımızda ise 60 milyar dolara yaklaşan iç ve dış borcunu uzun vadeye yayarak ve faizi düşürerek çevirebilmesi çok zor. Hazine’ye iç borcunun bir kısmını ucuz faizle uzun vadeye yayma imkanı sağlayacak. Bankalar ise açık pozisyonlarını bu kâğıtlarla rahatlıkla kapatabilirler. Bu son derece basit sistem üzerinde hâlâ tartışılıyor. Bir ay önce uygulamaya geçilseydi belki bugün daha stabil piyasalardan söz edebilecektik.

Yeter ki bir denge olsun

Faiz ve döviz kurunun bir dengeye oturmasının reel ekonominin ve para piyasalarının çalışması açısından önemli olduğunu belirten Akhan, "Dengenin artık şu ortamda nerede olması gerektiğini tartışmıyoruz. Yeter ki bir denge olsun diye bekliyoruz" şeklinde konuştu. Akhan, "Türkiye çok dolarize olduğundan bugünden yarına kimse döviz kurunun ne olacağını bilmiyor. Bugün kur, 1 milyon 50 bin lira ise yarın 1 milyon 150 bin de olabilir 1 milyon da olabilir. Bunu bilmesi gereken kurumlar da bilmiyor. Böyle olunca da Türkiye’de giderek özel sektörün iş yapmama ve bankacılık sektörünün reel sektöre kaynak aktaramaması gibi bir olguyla karşılaştık" dedi.

2.5 ayı boşa geçirdik

Türkiye’nin hâlâ krizin sorumlularını bulmakla zaman kaybettiğini belirten Akhan, şubat krizinin ülkeye ve tüm ekonomik ajanlara ağır bir bedel yüklediğini söyledi. Bir gecede yüzde 60 yoksullaşan Türkiye’de krizden sonraki 2,5 aylık dönemde çözüme yönelik hiç bir şeyin yapılmamasının da ağır faturalar yarattığını bildirdi. Akhan, "Şubat krizinden bu yana 2,5 aylık bir dönem geçti. Bu süre boyunce krize yönelik bir çözüm getirilememesi en az krizin yaşandığı günkü fatura kadar ağır. Son iki haftada piyasalarda bir olumluluk gözlemleniyor. Borsa olumlu gelişmeleri satın alıyor. Ancak bu gelişmeler reel ekonomi için yeterli değil" dedi.