Nimetullah Hafiz

... - ...

ARAŞTIRMA

ESKİ YUGOSLAVYA’DA ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATI

Prof. Dr. Nimetullah HAFIZ

http://www.makturk.com

01.08.2005

15. yüzyılın ortalarında İstanbul’un fethedilmesiyle (1453) Avrupa’nın fetih yolunda Balkan Yarımadası en önemli odak noktasını oluşturmuştur. Bununla birlikte buralarda yaşayan halk, onun yaşama biçimi, gelenek-görenekleri, kültürü, dili de, durumun ve tarihi olayların yarattığı yeni gelişmelerin etkisi altında kalmıştır.

Cami, hamam, tekke, medrese, türbe, köprü, han, çeşme gibi çok sayıda görkemli tarihi anıtların, objelerin inşa edilmesiyle birlikte, Osmanlılar buralara kök salıp güçlü bir şekilde gelişen çok sayıda zanaat ve meslek kollarını da getirmişlerdir. Bu türlerin başında hızla gelişen ticaret ile iktisat ve sanayi olmuştur. Ayrıca Türk dili resmi devlet dili olarak yerini bulmuş ve böylece bugünkü Yugoslavya sınırları içinde yaşayan halklar da, Türkçeyi öğrenmek zorunda kalmışlardır Bu şekilde, Türk dili, buralarda ulus ve halkların konuştukları öteki dillere de oldukça etkili olmuştur. Bunun en iyi örneklerini, Müslüman, Sırp, Hırvat, Makedon, Arnavut ve öteki dillerde görülen çok sayıda Türkçe kelimeler kanıtlamaktadır.

Osmanlı fetihleri, konuştukları dilin yanı sıra, buralara kendileriyle birlikte, ilkin evlerde ve kışlalarda, daha sonraları ise medrese ve tekkelerde, bu arada halkın çeşitli bayramlar, merasimler kutlamalar nedeniyle bir araya geldiği yerlerde söylenen sözlü halk edebiyatının en güzel örneklerini de getirmişlerdir. Bu şekilde bu topraklarda Türk halk edebiyatının temelinin atıldığını söyleyebiliriz.

Böyle bir başlangıçla, Türk halk edebiyatı eserleri, ağız yoluyla kuşaktan kuşağa taşınarak günümüze dek korunup gelebilmiştir. Bu büyük yolu geçerken, tabii ki, zaman ve mekân içerisinde bu eserler kimi değişikliklere de uğramışlardır. Dolayısıyla da, bura halkı, bu eserlere kendi özgünlüğü ve de karakterinden birçok şeyleri sokmuştur. Bu şekilde var olmalarının yanı sıra, bura Türklerinin de halk edebiyatında özgün örnekler yarattıkları görülmüştür. Bu halkın en özgün eserleri olarak daha küçük ve basit örneklerden söz etmeyi istersek, o zaman ninnileri, manileri, deyimleri atasözlerini, muammaları, bilmeceleri, türküleri, efsaneleri, masalları destanları örnek olarak gösterebiliriz.

Bu arada aşık denilen halk şairlerinin de sayısı az değildir. Bu büyük Türk kültür hazinesinin önemli bir bölümü eski mecmualarda cönklerde yazılmış ve muhafaza edilmiş olunup, aynı zamanda halk edebiyatı örneklerinden bir çoğunu şuralarda veya buralarda sararmaya yüztutmuş eski kâğıt parçalarında yazılmış olarak da bulmaktayız. Ancak, tüm bu yazma örnekleri ele geçirmeden, onların tümünü bulamadan, birçoğunun çeşitli şekillerde ve çeşitli durumlarda yokolduğu da bir gerçektir Burada, Yugoslavya ile Türkiye’de, Avrupa ülkelerine nazaran, folklor ile halk edebiyatı örneklerinin araştırılmasına ve incelenmesine çok geçlerde başlanıldığını da unutmamız gerekir. Yugoslavya’daki Türk halk edebiyatı örneklerinin bulunduğu malzemenin toplanıp derlenmesi ve bunlar üzerinde esaslı bir bilimseleleştirisel incelemenin yapılması ise aşağı yukarı bundan yirmi yıl önceleri başlamıştır. Bu arada, tarih çarkının döndüğü gibi, yaşam da kendi yolunda tekerlenmeye devam etmiştir. Bu sürede yüzlerce Türk silesi ana ülkeye göçetmiş, buralarda kalan yaşlılar da birbiri ardına vefat ederlerken, kayda geçirilmemiş çok zengin edebi örneklerini de beraberlerinde götürmüşlerdir. İşte bu şekilde, Türk halk edebiyatının vaktiyle kök salmış, gelişmiş, zenginleşmiş çok sayıda, çok değerli örnekleri unutulmaya, yokolmaya yüz tutmuştur. Şimdiye kadar toplanan, derlenen malzemelerin, var olan halk edebiyatı örneklerinin sadece yüzde otuz’unu teşkil ettiğini söylersek, o zaman, bu paha biçilmez halk edebiyatı hazinesinin ne kadar zengin ve görkemli olduğu kolayca ortaya çıkacaktır.

Yugoslavya’da Türk Halk edebiyatına paralel olarak, Türkiye’de olduğu gibi aydınların, genel olarak dini çevrelerde yarattıkları örnekleri kapsayan Divan edebiyatı da gelişiyor. Divan şairleri şiirlerini Arap alfabesiyle Osmanlıca olarak yaratıyorlardı. Bu elyazmaların büyük bir bölümü, bunları ele geçiren şahısların cahilliği ve ilkellikleri nedeniyle yokedilmiş, yakılmış, sandıklar içerisinde tavan köşelerine atılmış veya “günahtır” diye avlularda yere gömülmüştür. Bizde Divan edebiyatı türünde yaratılan eserlerin çok azı aydın kişilerin özel kitaplıklarında, çok ender olan bazı örnekler ise dünyanın ünlü kitaplıklarında bulunmaktadır ki, bu yaratılan eserlerin bazıları genel dünya edebiyatında yer sağlamışlardır.

Dünyadaki doğu biliminin hızla gelişmesiyle, çok sayıda Türkoloji uzmanı kendi araştırmalarında şimdiye kadar kamuoyunda çok az bilinen veya hiç bilinmeyen bir çok divan şairinin eserlerine rastlamışlardır. Bu şekilde, aralarında bizde yetişen bazı ünlü Divan şairlerinin de eserleri dünya kütüphanelerinde dikkatle korunmaktadır.

Ancak, hiç çekinmeden, bu alanda yapılan araştırmalar ve çalışmaların yeterli olmadığını, aynı zamanda bizim şairlerimize ait olup dünyanın çeşitli kütüphanelerinde ve bizdeki şârkiyat merkezlerindeki tüm yazma eserlerin hâlâ derlemelerinin, bunların sistematizasyonu ile incelenmelerinin de yapılmamış olduğunu da söylememiz gerekir. Tüm bu çalışmaların gerçekleştirilmesi için, ekip halinde çalışmaların yapılması ne yazık ki, şimdilik koşulların yaratılmadığı nedeniyle mümkün değildir. Ama, Bosna-Hersek’te şarkiyatçılar Türkçe, Farsça ve Arapça yaratmış olan Divan şairlerinin eserlerini derleyip kitap halinde yayınlamakla, konu üzerinde nasıl çalışılması gerektiği yolunda güzel bir örnek göstermiş, önemli bir davranışta bulunmuşlardır.

Osmanlı döneminde yaşamış ve yaratmış olup eserleri günümüze dek, gelecek kuşaklara aktarılan çok sayıda Divan şairini tanıyoruz. Aynı zamanda, eserleri hâlâ rastlanılmamasına rağmen, daha çok sayıda şairin yaşayıp yarattığı da bilinmektedir. Buna rağmen şimdiye kadar varlıklarından hiç haberdar olmadığımız bazı şairlerin eserlerine de rastlanılmıştır. Burada, şiirleriyle Türk Divan Şiiri’nde çığır açan kimi şairlerin adlarını vermeyi uygun buluyoruz: Adnî, Mesihî, Ujiçelı Sabit, Lekofçalı Galip, Hersekli Arif Hikmet, Sûzî, Aşık Çelebi, Tecellî, Behârî, İshak Çelebi, Mustafa Çelebi, Hayalî, Sa’î, Sem’î, Sucudî, Mehmet Tâhir, vb...

Sayıca daha az ve ifade gücünden daha zayıf olmalarına rağmen iki dünya savaşı arasındaki dönemde de Yugoslavya topraklarında yaşayan Türkler arasında yetişen şairlerin şiir yazdıkları görülmüştür. Bu dönemdeki yaratıcılardan çoğunu tekke veya çeşitli dini kurumlarda çalışıp buralarda yaşayan şeyhler, dervişler oluşturur. En tanınmışları şunlardır: Feyzullah, Mehmet Efendi, Süleyman Efendi, Abdurrahim Fedai, Al Hoca, Hacı Ömer Lütfü vb... Bu şairlerin eserleri günümüzde tekke veya kimi aydınların özel kitaplıklarında bulunmaktadır. Şairlerin ele aldıkları konular genel olarak dini konulardır.

Yugoslavya’daki Çağdaş Türk Edebiyatı İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişmeye başlamıştır. 1945 yılında özgürlüğe kavuşulmasından sonra, Yugoslavya’nın Sosyalist Cumhuriyeti’nin öteki ulus ile halkları gibi Türkler de kendi kültürlerini baştan yaratmaya, dillerini geliştirmeye, edebi örnekler yaratmaya başlamışlardır. Başlangıçta ufak olarak görülen bu gelişme günümüze doğru büyük bir hamle göstermiş olup, bugün özgün bir edebiyata sahip olmuşlardır. Eski Yugoslavya’daki Türklerin kültürel hareketi Üsküp’te 23 Aralık 1944 yılında “Birlik” gazetesinin çıkarılmasıyla başlamıştır. Bunun ardından sırasıyla yeni dergilerin ve yayınların çıkması için çalışmalar sürdürülmüştür. 1950 yılında, gene Üsküp’te çocuklar için “Piyoner” adlı dergi, bundan bir yıl sonra ise 1951 yılının Eylül ayında, bu dergi yerine “Sevinç” dergisi, aynı zamanda bir enformasyon dergisi olarak “Blok Not” dergisi, bunun ardından da kadınlara yönelik “Yeni Kadın” dergisi çıkarılmıştır. 1954 yılında en küçük yaştaki çocuklar için “Tomurcuk” dergisi yayınlanmıştır. Bundan bir yıl sonra, 1 Eylül 1955 tarihinde ise toplum, sanat, kültür ve bilim dergisi olan “Sesler” çıkmaya başlıyor. Aynı yıl Türk dilinde eğitime geçilmiş ve okulların açılmasıyla ders kitaplarının yayınlanmasına da başlanmıştır, 1949 yılında ise özgün veya çeviri olmak üzere edebi türde yardımcı ders kitapları da yayınlanıyor Bu şekilde, ilkin Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti’nde Halk Kurtuluş Savaşı konulu edebi yaratılarla Çağdaş Türk edebiyatının Yugoslavya’daki temelleri atılmış oluyor. Bunun hemen ardından, 1951 yılında ilk Türkçe şiir ve hikâye örnekleri Kosova’daki Türk çocuklarının ellerine ulaşınca, Yugoslavya Türklerinin de çağdaş edebiyatları doğmaya başlıyor.

1969 yılına kadar Yugoslavya Türklerine mensup şairler, kendi şiirlerini Üsküp’te çıkan gazete veya dergilerde yayınlamaktaydılar. 1 Mayıs 1969 yılında ise, Kosova Sosyalist Özerk Bölgesi’nin başkenti Priştine’de “Tan” gazetesinin ilk sayısı yayımlanıyor. 1973’te “Çevren”, bilim, toplum, sanat, edebiyat dergisi çıkmaya başlıyor, 1979 yılının Ocak ayında ise “Kuş” adlı çocuk dergisinin ilk sayısı da yayımlanıyor.

1976 yılının Aralık ayında Prizren’de, “Doğru Yol” Dergisinin bir devamı olarak “Esin” dergisi çıkarılıyor, bunların yanı sıra ders ve lektür (yardımcı ders) kitapları da yayımlanıyor. Tüm bunlar kısa bir süre içerisinde, Kosovalı Türk edebiyatçıları tarafından yaratılan gerek çocuklara, gerekse yetişkinlere ait şiir ve hikayeler kalite ve sanatsal değer açısından, Sırphırvat ve Arnavut dillerinde yaratılan edebi türleri kalite ile değerlerine ulaşmasını sağlıyor.

Yugoslavya’daki Türk şairleri ve yazarları bir edebiyat türü olarak ilkin şiirde kendilerini göstermeye başlamışlardır. Bunun ardından, biraz sonra öykü, oyun ve en sonunda român yazmaya da yönelmişlerdir. Bu sebeple bu yazımızda sırasıyla hepsi üzerinde kısaca durmaya çalışacağız.

1944 yılında, Üsküp’te “Birlik” gazetesinin çıkarılmasıyla, Yugoslavya’daki genç Türk şairleri kendi dillerinde yazdıkları ilk şiirlerini burada yayınlamaya başlıyorlar. “Birlik” gazetesinin sayfalarında yayımlanan ilk şiirler Şükrü Ramo’nun Halk Kurtuluş Savaşı’ndan esinlenerek yazdığı “Partizanlar” ile “Biz Tito’nun Askerleriyiz” başlıklı şiirlerdir. “Biz Tito’nun Askerleriyiz” adlı şiir, savaş süresince savaşçılar arasında Türkçe şarkı olarak söylenmiştir. 1945 yılında Şükrü Ramo, “Faşizm Kurbanları” adlı şiirini de yayımlıyor, bunun ardından “27 Mart” adlı şiiri vb. geliyor.

“Birlik”in sayfalarında, o dönemlerde Necati Zekeriya gibi başka şairler de boy göstermeye başlıyorlar. Necati Zekeriya “2 Ağustos,” İlhami Emin “1 Ekim,” ondan sonra Enver Tuzcu, Fahri Kaya ve diğerleri şiirlerini yayımlıyorlar. 19ş9 yılında ise “Makedonyalı Genç Türk Yazarlarının Eserleri” başlıklı ilk antoloji kitabı çıkıyor. 1951 yılında Necati Zekeriya’nın “Şiirler” başlığı altında ikinci bir şiir kitabı yayımlanıyor Bunu “Yürü Aydınlığa” adlı üçüncü bir kitap izliyor. Enver Tuzcu’nun da “Duygularım” adlı şiir kitabı ve daha başkaları yayımlanıyor. Burada, tüm bu gelişmelerin, yürekten ve içten yazan, bir anlık duygulanmadan hareket ederek kabul edilmiş şiir ölçülerine saygı göstermeyen genç şairlerin ilk adımları olarak kabul edilmesi gerekir. Yirmi yaşlarında olan bu gençler, o sıralarda, kendilerine özgün bir şekilde, kendi dillerinde yaşadıkları dönemin acılarını, görüp yaşadıkları kahramanlıkları dile getirmeyi amaç edinmişlerdi. İşte bu dönemde, bizdeki en güzel yurt gürleri ortaya çıkmıştır.

Şükrü Ramo, Necati Zekeriya, Fahri Kaya, ile İlhami Emin çocuklara, şiir yazmaya yönelen ilk şairlerdir. 1951 yılından, başlıyarak çocuklar için yazdıkları şiirleri sırasıyla “Okul Zili,” “İlk Adımlar,” “Sesler” adlı şiir kitaplarında toplamışlardır.

Bunların ardından Nusret Dişo Ülkü, Naim Şaban, Hasan Mercan, daha sonraları ise İskender Muzbeg, Bayram İbrahim, Altay Suroy Recepoğlu, Avni Engüllü, Fahri Ali, Suat Engüllü gibi şairler ortaya çıkmıştır. Bunları daha genç şairler izlemişlerdir: Arif Bozacı, Murtaza Buşra, Agim Rifat Yeşeren, Zeynel Beksaç, Osman Baymak, Fikri Şişko, Fahri Mermer, Sabit Yusuf, İrfan Bellur ve son zamanlarda şiir yazmaya başlayan daha bir sürü şairler. Bu şairlerden hemen tümünün Üsküp’teki “Birlik” veya Priştine’deki “Tan” Yayınları arasında çıkmış bir veya birkaçar kitabı bulunmaktadır.

Yugoslavya Türklerinin edebiyatlarında düzyazı yaratıcılığına gelince, şiir ile paralel bir gelişme göstermişse de, uzun zaman şiirin gölgesinde kaldığım söyleyebiliriz. Hikaye yazmaya ilkin Mustafa Karahasan ve Mahmut Kıratlı başlıyor. Daha sonraları onları Necati Zekeriya, Şükrü Ramo, Fahri Kaya, bunların ardından da Hasan Mercan Enver Baki, Alaettin Tahir, Süreyya Yusuf, Recep Bugariç, Nusret Dişo Ülkü, İskender Muzbeg, Avni Engüllü, Secaettin Koka, Ahmet S. İğciler, Reşit Hanadan, Avni Abdullah ve başkaları izliyor. Hikâyeler ilkin “Birlik ve “Tan” gazetesinde “Sevinç,” “Tomurcuk” ve “Sesler” dergilerinde yayınlanmış ve bunun ardından kitap halinde bir sürü hikaye kitapları yayınlanmaya başlamıştır.

İlk hikâye kitabını Mustafa Karahasan 1950 yılında “Küçük Erler” adlı kitabını çıkardı. Bu kitaptan sonra Necati Zekeriya, Fahri Kaya ve Mahmut Kıratlı birlikte yayınladıkları “Sesler” (1952) kitabında ilk olarak Mahmut Kıratlı’nın hikayeleri yer almıştır. 1954 yılında ikinci hikâye kitabı da Mahmut Kıratlı’nın “Küçük Hikayeler” olmuştur. Ondan sonra Mustafa Karahasan’ın “Kalbin Yaşları,” “Hapishaneden Notlar” Necati Zekeriya’nın “Bizim Sokağın Çocukları,” Hüseyin Süleyman’ın “Çocuklar” daha geçlerde Şükrü Ramo’nun “Yeşil Köy,” Hasan Mercan’ın “Yörük Osman,” “Kayağa Sokağı,” Süreyya Yusuf un “Ali Ağa,” Enver Baki’nin “Mutlu Baba,” Alaettin Tahir’in “Apartman” Avni Engüllü’nün “Söğüt Altı,” İskender Muzbeg’in “Sevil” adlı kitabı ile birlikte daha birçok kitap sıralanmıştır. Bu hikayelerimizden sonra Avni Abdullah, Suat Engüllü, Şecaettin Koka, Ahmet S. İğciler, Enver İlyas, Reşit Hanadan ve diğerleri bir veya birkaçar hikâye kitaplarıyla Yugoslavya’da Çağdaş Türk edebiyatına zenginlik eklemişlerdir.

Yugoslavya Türklerinin edebiyatlarında romanın gelişmesi için uzun yıllar gerekli koşullar yoktu. On yıl öncesine kadar, yazarlar yayınlama olanaklarının olmayışı, bunun ardından roman yazabilecek güçte olduklarına inanamayışları nedeniyle, roman kaleme almaya pek yanaşamamışlardır Ancak, tefrikalar halinde yayınlanan uzun hikayeler yazmışlar ve bunları yayınlamışlardır. Romanın başlangıcı olarak 1959 yılında Üsküp’te “Birlik” gazetesinde “Dertsiz Günler” başlığı altında 10 bölümde tefrika halinde yayımlanan M. Karahasan’ın uzun hikâye çalışmasını gösterebiliriz, 1970 yılında da, aynı bölümler halinde İskender Muzbeg’in “Yanan Sevgiler” adlı eseri de “Tan” gazetesinde yayınlanmıştır.

Yeni dönemlerde romanla Hasan Mercan da uğraşıyor. Hasan Mercan’ın çocuk romanları Yugoslavya ve Türkiye’de yayımlanmıştır. Bu arada Sırphırvatçaya, Arnavutçaya, Slovenceye de çevrilmişlerdir. Diğerleri arasında “Unutulmuş Günler,” “Şan Yolları,” “Bir çocuğun Günlüğü,” büyükler için ise “Deli Dünya,” “Yörük Osman,” “Fener Hamdi” adlı eserleri “Birlik”te ve “Tan”da tefrika halinde yayımlanmıştır.

Çağdaş edebiyatımızda bir başka, genç ve başarılı hikâye ve roman yazarı olarak Reşit Hanadan ortaya çıkmıştır. 1987 yılında “TAN” yayınları arasında çıkan “Sel” adlı romanı büyük ilgi görmüş, çok beğenilmiştir. Prizren’e bağlı bir Türk köyü olan Mamuşa’nın insanlarının, 1970’li yıllarda geçen bir olay esas alınarak anlatılan bu roman, aynı zamanda Yugoslavya’da kitap olarak yayınlanmış ilk romanı da oluşturması bakımından önem taşımaktadır.

Yugoslavya’daki Türk yazarları, düzyazı yaratıcılıkları çerçevesinde deneme, eleştiri, anı, vb. türlerle de uğraşmaktadırlar. Bunların büyük bir kısmı gazete ve dergi sayfalarında kalmıştır. Bu alanlarda geçlere dek, önemli sayılabilecek bir çalışma yapılmamış olmasına rağmen, günümüzde kitap halinde de yayınlanan ilginç çalışmalar yapılmaktadır.

Yugoslavya Türklerinin edebiyatlarında oyun yaratıcılığı da önemli bir yer tutmaktadır Bu alanda ilk eseri Mustafa Karahasan “Şaban Hoca” başlığı altında yazmış ve bu esere 1949 yılında çıkan “Makedonya Genç Türk Yazarlarının Eserleri” adlı kitapta yer verilmiştir. Aynı yazar 1950 yılında “Hacer” adıyla ikinci oyun (tiyatro) eserini yazmıştır. Bu yazarı Şerafettin Nebi 1951 yılında yazdığı “Ay Buluta Giriyor” adlı eseriyle izledi. Aynı yazar 1959 yılında “Yüzsüz Kişi,” 1972 yılında “Raşela,” 1981 yılında ise “Savaşçılar” adlı oyunu kaleme almıştır. Bu arada Dr. Durmuş Selina “Büyük Kapı Kızı” adlı eserini 1952 yılında yazmıştır. Aynı yazar 1954 yılında “Niçin Anam Halamı Sevmiyor,” “Bir Gözlü Anne” adlı eserlerini de yazmıştır. Mustafa Karahasan’ın bu dönemde kaleme aldığı “Suzan” adlı oyunu “Hacer” başlığı altında daha önceleri yazmış olduğu oyununun yeniden yazılmış şeklidir. Daha geçlerde Aziz Buş, “Mukadderat” adlı bir oyunuyla ortaya çıkıyor. 1958 yılında ise Hüseyin Süleyman “Aliş” adli oyununu yazıyor Bu oyun o dönemde sahnelenip büyük bir ilgi görmüştür. Aziz Buş bu yıllarda yeniden ortaya çıkıp “İki Ayağım Bir Pabuça” adlı oyununu yazıyor.

1961 yılında İlhami Emin ünlü Yugoslav yazarı İvo Andriç’in izniyle bu yazarın bir öyküsüne göre “Ali Gercelez’in Yolculuğu” adlı oyununu yazıyor. Aynı yazar 1001 Gece Masalları’ndan yararlanarak “Leylek Padişah” başlıklı bir başka oyun da yazmıştır. Bu oyunlarla birlikte aynı yazarın “Şöhret ve Yalnızlık” başlıklı başka bir oyunu da Üsküp Halklar Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir İlhami Emin 1966 yılında “Yabancılar” ile “Ana” ve “Neden Nazım Hikmet Pazar Günlerinden Hoşlanmıyor” başlıklı ilk radyo dramını da kaleme almıştır (1975). 1971 yılında ise “Nasrettin” adlı özgün sahne oyununu da yazıyor. Burada İlhami Eminin 1961 yılında “Vardar Film” Şirketi tarafından filme alınan “Doğum Günü” başlıklı bir senaryoyu da yazmış olduğunu belirtmemiz gerekir.

Hasan Mercan ise 1966 yılında “Çiçekçi Ali,” 1976 yılında “Ben Hasan Ağa,” 1978 yılında “Değirmende,” 1982 yılında “Yörük Osman” 1984 yılında “Namus Köprüsü” adlı oyunlarını yazmıştır. Süreyya Yusuf 1972 yılında “Ömrümün Tek Rüyası” adlı oyununu kaleme almıştır. Lütfi Seyfullah’a gelince bu yazarın 1979 yılında yazdığı “Üç Arkadaş” ile 1982 yılında kaleme aldığı “Bilmeceli Oyun” adlı yapıtları bulunmaktadır. Agim Rifat Yeşeren 1982’de “Minus-Plus” adlı oyununu yazmıştır. 1984 yılında Lütfi Seyfullah bu kez “Kılıbık” daha sonraları İrfan Belür ise “Mehmet” adlı oyunuyla ortaya çıkıyor. Tüm bu oyunlar ülkenin çeşitli kentlerinden sahnelenmiş ve büyük ilgi görmüşlerdir.

Ancak Mustafa Karahasan “Şaban Hoca” ile “Hacer”, Süreyya Yusuf un “Ömrümün Tek Rüyası” ve geçenlerde Nuhi Mazrek’in “Kanlı Düğün” adlı oyunları dışında dergilerde bölümler halinde yayınlanmaları müstesna, hiçbir oyun kitap halinde çıkmamıştır.

Yugoslavya’da çağdaş Türk Edebiyatı röportaj ve mizah türü alanında hiçsiz değildir. Röportajlarıyla ün kazananlar Hasan Mercan, Altay Suvoy, Güler Selim, Erol Hayrettin ve daha kimi yazarlarımız önde gelir. Mizahi ise en geniş edebi türlerden biridir. Bu edebi türümüzde ilk adımlarını atan Aluş Nuş olmuştur. Hem mizahi şiir hem de düzyazı yazmıştır. Görüleceği üzere, Türk halkı edebiyatı çeşitli, zengin ve deşerli özellikleriyle son dönemlerde tüm Yugoslavya’da geniş okur kitlelerinin ve eleştirmeninin ilgisini çekmektedir. Ülkedeki edebi dergilerinden çoğu yazar ve ozanlarımızın şiir ve hikâyelerini Sırphırvatça, Arnavutça, Romence, Macarca, vb. dillerde yayınlamışlardır. Yazarlarımızın yaratıları Azerbaycan’da da yayınlanmıştır. Ülkemizde şiir ve hikâye antolojileri de çıkmıştır. Süreyya Yusuf un “Yugoslavya Türk Şiiri” başlıklı güldestesi 1976 yılında Priştine’de “Tan” yayınları arasında, Bedri Selim’in “Çağdaş Yugoslavya Türk Hikayeleri” adlı antolojisi de 1978 yılında “Tan” ile “Koza” yayınevleri tarafından ortaklaşa olarak Ankara’da yayınlanmıştır. Türk şiiri ile hikâyeleri antolojileri Sırphırvat ile Arnavut dillerinde de yayınlanmıştır. İskender Muzbeg ile Bayram İbrahim Rogovalı’nın Sırphırvat dilinde hazırladıkları, Kosovali Türk şairlerin yer aldıkları, bir başka antoloji de Priştine “Yedin stvo” Yayınevi tarafından, 1974 yılında “Toplo Ruke” (Sıcak Eller) başlığı altında yayınlanmıştır. Son yıllarda ise Fahri Kaya’da “Yugoslavya Türk Hikâyesi Antolojisi” (1990) adlı-yani bir antoloji yayımladı. Konu üzerinde özgünlerinden yapılan deneme, eleştiri, inceleme, bu arada ulus ile halklara mensup yazıncı veya eleştirmenlerce kaleme alınan nice değerli yazılar, Türkçe, İtalyanca ve Sırphırvat dillerinde yayınlanarak Türk edebiyatı yaratılarının, Yugoslavya dışındaki okurların da tanışmalarını ağlamıştır